ahmet haşim
dembedem(15-03-2005 00:47)
- ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak.
1885-1933 - bence lirizmin ağababası.
o belde
denizlerden
esen bu ince hava saçlarınla eğlensin
bilsen
melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan
bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin
ne sen,
ne ben,
ne de hüsnünde toplanan bu mesa
ne de alam-fikre bir mersa
olan bu mai deniz
melali anlamayan nesle aşina değiliz
sana yalnız bir ince taze kadın
bana yalnızca eski bir budala
diyen bugünkü beşer
bu sefil iştiha, bu kirli nazar
bulamaz sende bende bir mana,
ne bu akşamda bir gam-ı nermin
ne de durgun denizde bir muğber
lerze-i istitar ü istigna
sen ve ben
ve deniz
ve bu akşam ki lerzesiz sessiz
topluyor bu-yı ruhunu guya
uzak
ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak
bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz
o belde?
durur menatık-ı düşize-i tahayyülde;
mai bir akşam
eder üstünde daima aram;
eteklerinde deniz
döker ervaha bir sükun-ı menam.
kadınlar orda güzel, ince, saf, leylidir
hepsinin gözlerinde hüznün var
hepsi hemşiredir veyahut yar
dilde tenvim-i ıztırabı bilir
dudaklarındaki giryende buseler, yahut
o gözlerindeki nili sükut-ı istifham
onların ruhu şam-ı muğberden
mütekasif menekşelerdir ki
mütemadi sükun u samtı arar
şu`le-i biziya-yı hüzn-i kamer
mülteci sanki sade ellerine
o kadar natuvan ki, ah, onlar
onların hüzn-i lal ü müştereki,
sonra dalgın mesa, o hasta deniz
hepsi benzer o yerde birbirine.
o belde
hangi bir kıt`a-i muhayyelde
hangi bir nehr-i dür ile mahdüd
bir yalan yer midir veya mevcud
fakat bulunmayacak bir melaz-ı hülya mı
bilmem. yalnız
bildiğim sen ve ben ve mai deniz
ve bu akşam ki eyliyor tehziz
bende evtar-ı hüzn ü ilhamı
uzak
ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak
bu nefy ü hicre müebbed, bu yerde mahkumuz
***
denizlerden
esen ince hava saçlarınla eğlensin
bilsen
hasret ve gurbetin kederli sıkıntısıyla akşam ufkuna bakan
bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin
ne sen
ne ben
ne de güzelliğinde toplanan bu akşam
ne de fikrin elemlerine bir liman
olan bu mavi deniz
melali anlamayan nesle aşina değiliz.
sana yalnız bir ince taze kadın
bana yalnızca eski bir budala
diyen bugünkü beşer
bu sefil şehvet, bu kirli bakış
bulamaz sende bende bir mana
ne bu akşamda ince bir gam
ne de durgun denizde bir kırgın
gizleniş ve umursamazlık titreyişi
sen ve ben
ve deniz
ve bu akşam ki titremesiz sessiz
topluyor ruhunun kokusunu guya,
uzak
ve mavi gölgeli bir beldeden ayrı kalarak
bu sürgün ve hicrana müebbed bu yerde mahkumuz
o belde
bakir hayal mınıtıkalarında durur
mavi bir akşa
daima üstünde dinlenir
eteklerinde deniz
ruhlara bir uyku sakinliği döker
kadınlar orda
güzel, ince, saf, gece gibidir
hepsinin gözlerinde senin hüznün var
hepsi kız kardeş yahut sevgilidir
gönülde acıları uyutmasını bilir
dudaklarındaki ağlayışlı öpüşler ya da
o gözlerindeki mavi soru sessizliği
onların ruhu kızgın akşamdan
yoğun menekşelerdir ki
durmadan sükün ve sessizliği arar
ayın hüznünün ışıksız şulesi
sanki yalnız ellerine sığınmış
o kadar çelimsiz ki, ah, onlar
onların dilsiz ve ortak hüzünleri
sonra dalgun akşam, o hasta deniz
hepsi benzer o yerde birbirine.
o belde
hangi hayali kıtada
hangi uzak nehirle sınırlı?
bir yalan yer midir veya mevcut
fakat bulunmayacak bir hulya sığınağı mı
bilmem. yalnız
bildiğim sen ve ben ve mavi deniz
ve bu akşam ki titretiyor
bende hüzün ve ilham tellerini
uzak
mavi gölgeli bir ülkeden ayrı kalarak
bu yerde bu sürgün ve hicrana ebediyen mahkumuz - frankfurt seyahatnamesi, piyale ve göl saatleri gibi eserlerin sahibi ve tam bir "akşam" aşığı sanatçı.
- kendisinin çok çirkin olması ve karanlıkta daha az çirkin olduğunu düşünen, buyüzden akşamı seven sanatçı
- alüsizade ahmet haşim bey modern türk edebiyatının belki en büyük değil ama şüphesiz en güzel şairi. o belde'nin, piyale'nin, göl saatleri'nin yazarı. fecr-i ati edebi topluluğunun tek şairi.
edebiyat esnaflarının sembolist zannettiği bu yüzden millî eğitim'in de sembolist diye yutturmaya çalıştığı, aslında izlenimci/intibacı/empresyonist şiir dehası. - şair. 1884 yılında bağdat'ta doğdu.
12 yaşındayken annesinin ölümü üzerine istanbul'a geldi. öğrenimine galtasaray lisesi'nde başladı. liseyi bitirdikten sonra devlet hizmetine girdi. 1. dünya savaşı boyunca dört yıl subaylık yaptı. 1920 yılında güzel sanatlar akademisi'nde estetik öğretmenliğine atandı. düyun-u umumiye'de ve osmanlı bankası'nda görev yaptı. 'akşam' gazetesinde fıkra yazarlığını sürdürdü.
ilk şiir çalışmalarının ardından 'fecr-i ati' topluluğuna katıldı. daha sonra şiirlerini 'servet-i fünun' dergisine vermeye başladı. ardından 'dergah' dergisi çevresine girdi.
1921 yılında 'göl saatleri' adlı ünlü kitabını yayımladı. ardından 'piyale' adlı şiir kitabı açıklayıcı bir önsözle 1926'da basıldı.
cumhuriyet döneminin ilk şairlerinden sayılır. şiir anlayışı olarak sembolizmi benimsemiştir. bazı yazıları şairin ölümünden sonra mehmet kaplan ve orhan şaik gökyay tarafından derlenip yayımlanmıştır.
1933 yılında vefat etti.
başlıca eserleri:
gurabahane-i laklakan (1928), bize göre (1928), frankfurt seyahatnamesi (1933), bütün şiirleri (1991).
['resimlerle' yazarlar ve şairler sözlüğü'nden (inkılap yayınları) yararlanılmıştır.] - münekkit
- hüzün şairi olarak bilinir:
"melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz" - (bkz:fecr-i ati)
- (bkz:gülüp ağladıklarım)
- şiirlerindeki ağır dil, nesirlerinde yoktur. yumuşak yumuşak anlatır.

