din
lazergum(23-09-2004 21:12)
- tanrı`ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum:
bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen:
(mecaz) inanılıp çok bağlanılan düşünce, inanç veya ülkü. - din bir sistemdir, insanı tanrı yoluna götürebilmek için. ancak bu dinlerin farklı farklı olması bana anlamsız gelmektedir. hadi tamam tüm insanlara hitaben olsun diye 3 çeşittir ama bu üç kutsal kitabın birbirlerine tamamiyle zıt şeylerden bahsetmesi bana çok saçma gelmektedir, bu kutsa kitaplar arası ayrılık günlük hayatımızda çok problemlere ve dahası tarihte çok çok problemlere yol açmaktadır ve açmıştır. keşke tüm dinler dost olsa dedirtir insana. aslında tüm dinlerin temel amacı şudur, insanı sistematik bir şekilde tanrıya itaat ettirme ve iyiliği gösterme ama. bi de insanların dini tanrıdan üstün tutması yokmu. ah adam olmaz bu insanoğlu dedirtir insana
(bkz:din mantığı)
(bkz:din)
(bkz:evrensel din)
(bkz:cennet) - bir gramlık bir kitleye uygulanınca onun hızını saniyede bir cm arttıran güç birimi.
- kablolu klavyelerin ve mouseların bilgisayara bağlanması için gerekli olan konnektör tiplerine verilen isim.
- insanı kitonyen yaradılıştan bilinen dünyaya taşıyan aracı. din ve kültür doğanın kontrolünde insanoğlunun en ayrıcalıklı ve kendine has aygıtları. dinlerin ortaya çıkışı her ne kadar ezilenlerin aracılığıyla olmuşsa bile, sonrasında iktidar sahiplerinin/yönetenlerinin ayaktalığını sağlayan en önemli unsur olmuştur. hıristiyanlığın ilk dönemlerinde şöyle bir söylem vardır: bir zenginin hıristiyan olması filin iğne deliğinden geçmesinden daha güçtür.
- insanların kendinden büyük bir olgu ya ait olma gereksimini gideren kavram.
- din öncelikle insanoğlunun olmazsa olmazıdır.din ve yaratıcıya,dolayısıyla doğuştan insanın özünde kendisinden daha üstün bir varlığa inanma ihtiyacı vardır.en içinden çıkılmadık zamanlarda kendisine sığınıp destek aldığımız güç ve kuvvetine sığındığımız yüce bir varlık hepimizin karşılaştığı bir durumdur.bu bazen canlı bir varlık bazen cansız bir varlıktır ama muhakkak ihtiyaç duyduğumuz bir olgudur.
din bir kılavuzdur. insanın bu dünyadan önce bu dünya ile ilgili ve bundan sonraki hayatla ilgili sorularının cevabını aradığı ' ben kimim, nereden geldim,nereye gidiyorum.beni buraya kim sevk etti, neden sevk etti. dünya nedir, hayat nedir, ölüm nedir, ölümden sonraki hayat nasıldır' gibi en önemli soruların cevabının verildiği bir kılavuzdur.
yüce yaratıcı insanların bu ve benzeri sorularının cevabını gönderdiği peygamberleri ve indirdiği ilahi kitapları sayesinde açıklamıştır.
dinler asıl itibariyle birdir ve bir kaynaktan gelmiştir. hepsinin özü birdir.peygamberlerde bu kaynağı insanlara açıklamıştır. peygamberlik zincirinin ilk halkası hz. adem son halkası hz.muhammet ( s.a.v.)' dir.bu ikisi ve ikisi arasındaki tüm indirilen ilahi kitap ve peygamberler hep aynı mesajı insanlara vermiştir.
tabiki zamanla insanlar son din islamiyete kadar bütün dinleri değiştirmiş asıllarını bozmuştur.islamiyet ise değişmez ve değiştirilmez olmuştur.çünkü son dindir ve koruyucusu bizzat yüce Allah' tır.bu kur'an-ı kerim ayetiyle sabittir.ayrıca yeryüzünde ayrı özellikte iki tane kur'an yoktur.
islamiyet son din olma özelliği ile önceki peygamber ve ilahi kitaplardan söz etmektedir.
islam alimi bediüzzaman risale-i nur adlı eserinde konuyla ligili olarak,
“.dünya bir misafirhânedir. insan ise, onda az duracaktır ve vazifesi çok bir misafirdir ve kısa bir ömürde hayat-ı ebediyeye lâzım olan levâzımâtı tedârik etmekle mükelleftir. en ehem ve en elzem işler takdim edilecektir. halbuki, siz ekseriyet itibâriyle şu fânî dünyayı bir makarr-ı ebedî nokta-i nazarında ve gaflet perdesi altında, dünyaperestlik hissiyle işlenmiş bir sûret sizde görülüyor. öyle ise, hakperestlik ve âhireti düşünmeklik esasları üzerine müesses olan ubûdiyetten hisseniz pek azdır. "lâkin, eğer kıymettar bir ibâdet olan sırf menfaat-i ibâdullah için ve menâfi-i umumiye ve istirahat-i âmmeye ve hayat-ı içtimâiyenin kemâline hizmet eden ve elbette ekalliyet teşkil eden muhterem san'atkârlar ve mülhem keşşaflar, arkanızda ve içinizde varsa, o hassas zâtlara şu remz ve işârât-ı kur'âniye, sa'ye teşvik ve san'atlarını takdir etmek için, elhak kâfi ve vâfîdir." ikinci suÂle cevap: eğer desen: "şimdi şu tahkikattan sonra şüphem kalmadı ve tasdik ettim ki, kur'ân'da sâir hakàikle beraber, medeniyet-i hâzıranın hârikalarına ve belki daha ilerisine işaret ve remz vardır; dünyevî ve uhrevî saadet-i beşere lâzım olan herşey, değeri nisbetinde içinde bulunur. fakat niçin, kur'ân, onları sarâhatle zikretmiyor? tâ muannid kâfirler dahi tasdike mecbur olsunlar; kalbimiz de rahat olsun?" elcevap: din bir imtihandır.” risale-i nur külliyatı » sözler » sayfa: 241
“. lki bir saadettir. • beşincisi: kur'ân'ı dinleyen insana, kur'ân'daki ilm-i hakikati ve nur-u hakikatle dünyanın mahiyetini bildirmekliğiyle, dünyaya aşk ve alâka pek mânâsız olduğunu anlatmaktır. yani, insana der ve ispat eder ki: "dünya bir kitâb-ı samedânîdir. huruf ve kelimâtı nefislerine değil, belki başkasının zât ve sıfât ve esmâsına delâlet ediyorlar. öyle ise mânâsını bil, al; nukuşunu bırak, git. "hem bir mezraadır. ek ve mahsülünü al, muhâfaza et; müzahrafâtını at, ehemmiyet verme. "hem birbiri arkasında dâim gelen geçen aynalar mecmûasıdır. öyle ise onlarda tecellî edeni bil, envârını gör ve onlarda tezâhür eden esmânın tecelliyâtını anla ve müsemmâlarını sev; ve zevâle ve kırılmaya mahkûm olan o cam parçalarından alâkanı kes. "hem seyyar bir ticaretgâhtır. öyle ise alışverişini yap, gel; ve senden kaçan ve sana iltifat etmeyen kafilelerin arkalarından beyhûde koşma, yorulma. "hem muvakkat bir seyrangâhtır. öyle ise nazar-ı ibretle bak ve zâhirî çirkin yüzüne değil, belki cemîl-i bâkîye bakan gizli, güzel yüzüne dikkat et, hoş ve faydalı bir tenezzüh yap, dön; ve o güzel manzaraları irâe eden ve güzelleri gösteren perdelerin kapanmasıyla, akılsız çocuk gibi ağlama, merak etme. "hem bir misafirhânedir.” risale-i nur külliyatı » sözler » sayfa: 187
“.elbette bu ecel cellâdının elinden ve kabir haps-i münferidinden kurtulmak çaresi varsa, insanın en büyük ve herşeyin fevkinde bir endişesi, bir meselesidir. evet, çaresi var ve risale-i nur kur'ân'ın sırrıyla o çareyi, iki kere iki dört eder derecesinde kat'î ispat etmiş. kısacık hülâsası şudur ki: ölüm ya idam-ı ebedîdir; hem o insanı, hem bütün ahbabını ve akaribini asacak bir darağacıdır. veyahut başka bir bâki âleme gitmek ve iman vesikasıyla saadet sarayına girmek için bir terhis tezkeresidir. ve kabir ise, ya karanlıklı bir haps-i münferid ve dipsiz bir kuyudur. veyahut bu zindan-ı dünyadan bâki ve nuranî bir ziyafetgâh ve bağistana açılan bir kapıdır. bu hakikati gençlik rehberi bir temsil ile ispat etmiş. meselâ, bu hapsin bahçesinde asmak için darağaçları konulmuş ve onların dayandıkları duvarın arkasında gayet büyük ve umum dünya iştirak etmiş bir piyango dairesi kurulmuş. biz bu hapisteki beş yüz kişi, herhalde, hiç müstesnası yok ve kurtulmak mümkün değil, bizi birer birer o meydana çağıracaklar. ya "gel, idam ilânını al, darağacına çık" veya "daimî haps-i münferid pusulasını tut, bu açık kapıya gir" veyahut "sana müjde! milyonlar altın bileti sana çıkmış. gel al" diye her tarafta ilânatlar yapılıyor. biz de gözümüzle görüyoruz ki, birbiri arkasında o darağaçlarına çıkıyorlar. bir kısmın asıldıklarını müşahede ediyoruz. bir kısmı da, darağaçlarını basamak yapıp o duvarın arkasındaki piyango dairesine girdiklerini, orada büyük ve ciddî memurların kat'î haberleriyle görür gibi bildiğimiz bir sırada, bu hapishanemize iki heyet girdi.” risale-i nur külliyatı » şualar » sayfa: 178
bu ve benzeri konularla ilgili soru ve cevaplar için detaylı bilgi http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp - din herkes tarafından anlaşılabilir bir mevzu değildir. bu hakikati ifade bazında bazı şahsiyetlerin olaya yaklaşımı dinî konularda herkesin konuşabileceğini fiilî ve temsilî duruşlarıyla ortaya koymaktadırlar.
oysaki araştırma kaynakları belli olduğu halde mesela fizikle ilgili bir sorun olduğunda fizikçiye, kimya ile alakalı olan bir problem karşısında kimyacıya, tıpla alakalı bir problem olduğunda da tabibe gidilmektedir. hâlbuki bu insanların okudukları kitaplar pek çoğu itibariyle türkçedir. dolayısı ile normal bir insan o kitapları okuyarak bir fizikçi, kimyacı veya doktor olabilir. ancak böyle yapan birisini göstermek mümkün değildir. nitekim insanlar, konuyla ilgili meseleleri kitaplardan öğrenebilecekleri halde yine de işin erbabına müracaat etmektedirler. fizik, kimya ve tıp gibi b/ilim dallarında bu şekilde hareket edildiği halde, niçin hem dünya hem de ahireti alakadar eden din mevzuunda, bir işi basitleştirerek “bu işi herkes yapabilir.” diyor ve o sahada da daha öncesinde söylenilegelmiş kaynaklar tam olarak incelenmeden kendince yorum yapılabiliyor. anlaşılması mümkün değil.
hz. muhammed (sallalahu aleyhi ve sellem) sahabeleriyle sabah akşam kur'ân'ı müzakere etmekte idi. halbuki ayetler ve hadisler ashab-ı kiram'ın kendi dilleri ve onların halleri ile ilgili idi. onların yaşantıları ayet ve hadislerde bizzat konu ediliyordu. buna rağmen sahabe'nin önde gelenleri hz. ebu bekir, hz. ömer, hz. aişe, peygamberimize yüzlerce mesele soruyor ve o'nun izahlarını alıyorlardı. halbuki kur'an o dönemde gelişen ve konuşulan dil üzerine, yani kureyş'in mudar lehçesine göre nazil olmuştu ve onlar kendi dilerine o kadar hakim idiler ki; mesela hz. ömer, “ben istesem devrimin dili ile alakalı bin beyiti hiç durmadan söyleyebilirim.” demekteydi.
evet, bu insanlar dil ve edebiyat yönüyle lisana bu kadar vâkıf oldukları halde yine de: “yâ resûlallah! acaba bu ayet ne diyor şu hadis ne demek istiyor?” şeklinde Allah resûlü'ne sorular sorma lüzumunu duyuyorlardı.
bundan da anlaşılabileceği gibi din o kadar basit bir mesele değil. ancak bu yaklaşımdan dinin anlaşılmaz olduğu zannedilmemelidir. yukarıda da ifade edildiği gibi, şimdilerde* din, herkesin anlayacağı, icabında aleyhine konuşacağı ve kendine göre hüküm çıkaracağı bir mesele haline getirilmeye çalışılmaktadır.
nasıl ki, “her b/ilim, erbabından sorulur” deniliyor, öyle de bu işin de erbabı vardır, bu meselede söz onlara aittir. - güncelliğini kaybetmemiş, ahlaki unsurlar da içeren mittir.
- volney'e göre ,bütün din sistemleri ,eski mısır'ın güneşe tapmakla başlayan fizik güçlere tapmak sisteminden çıkmıştır. hintlilerin chris-na'sı (krişna), hıristiyanların chris-tos'u (hristos) hep eski mısırlıların güneşe taktıkları koruyucu anlamındaki chris sözcüğünden gelmedir. ayrıca ,eski mısırlılar güneşe yes diyorlardı ki latinceleşmiş yes-us ya da jesus adını kaynağı budur. eski yunanlılar bu adı tanrı baküs e vermişlerdi.bilindiği gibi,tanrı baküs de meryem'den babasız olarak doğan isa'ya örnek olarak minervadan babasız olarak doğmuştu.
bulabildiğimiz ilk düşünce ürünlerine sümerlerde rastlıyoruz.bu ilk düşünceleri sümer tanrısı marduk simgelemektedir.(bkz:sümer tanrısı marduk)
ilk din kitabı , i.ö. 2000 hindistan da düzenleniyor. evreni kişileştirip tanrılaştırmakta hint li lere özgü bir buluş. aşırı zengin azınlıkla, aşırı yoksul çoğunun yaşadığı bu büyük ülke , aynı zamanda , gizemciliğinde kaynağı.(bkz:vedizm)
daha sonra (bkz:zerdüşt) ün kurmuş olduğu (bkz:mazdeizm) gelmektedir.
sırada (bkz:yahudi) lerin kurmuş olduğuna sıra gelir (bkz:musevilik) bu ve bundan sonra gelenlerin hepsi bir birlerinin kopyasıdır. incelenmesi gereken antik çağdaki din oluşumudur. - * * *
hür iradeleriyle inanan akıl sahibi insanları, en iyiye, en doğruya, en güzele ve ebedi mutluluğa ulaştıran ilahi kanunlar bütünüdür.
* * * - insan varlığının yaşam ve tecrübelerinin temel boyutuyla ilgili sorulara, belirli özellikleri olan bir tanrı kavramıyla yanıt getirmeye çalışan inanç sistemi. doğaüstü bir tanrısal güç ya da varlıkla ilgili inançların, bu varlığa yönelik manevi eğilimlerin ve tanrı'ya yapılan ibadetin oluşturduğu bütün.
insanların fiziki açıdan belli bir güvensizlik duygusu yaşadıkları ve oldukça güçsüz varlıklar oldukları, insanların hastalıklara yakalandıkları, kazalara uğradıkları, açlık, savaş ve ölümle karşılaştıkları gerçeği karşısında, ortaya, insanın fiziksel varoluşunu tehdit eden bu felaketlerden kendilerini nasıl koruyabilecekleri sorusu çıkmıştır; aynı durum, insan varoluşunun anlamı konusunda da insanın bu dünyadaki varoluşu kısa, problemlerle ve hastalıklarla dolu, güvenlikten yoksun bir yaşam olduğu kadar, anlamdan da yoksun olan bir varoluş mudur? yoksa yaşamda, hayatı önemli ve amaçlı hale getiren derin bir anlam mı vardır?' sorularını doğurmuştur; ve nihayet, insanın yaşamı ve deneyimleriyle ilgili üçüncü husus, ahlâki ödev duygusuyla ilgili olduğu için, insan bu bağlamda kendisine 'dilediğim, istediği her şeyi yapmalı mıyım? başkalarının da dilediklerini yapması ister miyim?' sorusunu sormuştur.
din, işte insan yaşamının çok temelli bu üç yönünü ve bunlarla ilgili soruları, a) insan varoluşunun kaynağı, b) insanın doğasının ve yazgısının kaynağı ve c) insanın değerler cetvelinin belirleyicisi ve gündelik yaşamındaki yol göstericisi olarak tanrı kavramıyla yanıtlayan inanç sistemidir. buradan da anlaşılacağı üzere, din anlayışları ya da din tanımları doğaüstücülüğe ek olarak insani idealleri temele almayı içerir. bu çerçeve içinde din, her şeyi yaratan ve kontrol eden ilahi ve aşkın bir gerçekliğe inanarak ibadet etmekten ve insanların kendilerine yönelecekleri ve davranışlarını düzenleyecekleri idealler oluşturma girişiminden meydana gelir.
http://felsefetarihi.net/d.htm - dünyada belkide adına en çok kan dökülen olgudur. insanlığı mutluluğa huzura ve erdemli olma yoluna götürmenin yanından bile geçemeyendir.
- freud' a göre din, insan soyunun çocukluk döneminde karşı karşıya kaldığı zorluk ve felaketler karşısında geliştirdiği, zihinsel bir savunma mekanizması olup, kısaca nörotik bir kalıntıdan ibarettir.
- korku ve menfaat ilişkisinin yarattığı bir kavram. zamanla içi bir çok ihtiyaca göre doldurulup, farklı karakter ve özellikteki insanları bir araya getirme işini görmüştür. bir takım grup veya ruhban sınıfın elinde helak olan öğretileri içinde barındırdığı için, son gelen din olan islam'da " ruhban sınıf yoktur" ibaresi kullanılsa da, insan oğlunun parçalama ve kendi menfaati için, şekilden şekile sokma konusunda üzerinde en çok yoğunlaştığı şeydir.
korku ve menfaat ilişkisi ölümle başedemeyecek olduğunu bilenler, bu sayede bir umut ışığı elde etmeye çabalamışlardır. başka türlü öleceğini bile bile yaşamaya çalışan başka bir canlı olmadığı için, insanoğlunca varlığını çok çeşitli kalıplar halinde gösterecek olandır. genelde tek yaratıcıdan geldi ve tek olduğu söylensede, kökte insandan geldiği ve tekliği doğrulansa da, bir çok şekle daha girmesi kaçınılmaz olandır.
ne zaman ki ölünürse ve menfaat kaygısı olmazsa, o zaman en gerekli halini bulacağı anlaşılır şeydirde. insan inancı umutla besler ve ölümü yenmeye çalışır. dine uyduğu sürece güzel şeylere kavuşacağı söylenir (mutluluk, sevgi, cennet, huriler vs.) işte bu yüzden popülerliğinden hiç bir şey kaybedetmeyecek kavram, olgudur.
yaratıcısı olduğu söylenen tanrı kavramı kadar zararsız bir şeydir. gizli yaratıcıları yıkımcı, yokedici insanlarca bir çok kötülüğe alet edilirken, menfaatleri doğrultusunda araca dönüşen olması en büyük sıkıntısıdır.
zira insanlığın yaptığı bir çok yanlış dine mal edilse de, gerçekte olanın bununla alakası yoktur. insanın açgözlülüğü ve menfaati için her türlü değeri çekinmeden kullanması sebebiyle, dini kötü ve sebep olarak gösterir. vicdansız ve ahlaksızların elinde arınma maksatlı araça dönüşen bir garip ihtiyaç.
(bkz:yağma kültürü)
(bkz:menfaat insanın tek tanrısıdır) - özgür sikişi kısıtlayan bütün gerzekçe fikirler gibi ortadan kalkması gereken safsatadır. kökünü kurutmak zordur. neyse baskıya gerek yoktur. zamana ve laik eğitime bırakıp, dincileri eğitimden uzak tutmak lazımdır. ya da mümin bacısını göndersin sikelim, o zaman dinin başımızın üstünde değilse de toplumda yeri olabilir.
(bkz:söz konusu sikiş ise gerisi teferruattır) - din kitlelerin afyonudur.(bkz:karl marx)
- iktidarların şükürcü toplumları daha kolay kanalize etme amaçlı büründükleri kisvedir.
- tanrıya ulaşmak için kullanılması gereken otobandır. lakin girişine konan gişeler sebebi kullanılmasında sorunlar çıkar. araç olarak kullanılması gerekirken, hem gişeleri hem çevresine yapılan büfeler, restaurantlar, oteller vs. tesislerle suistimale açık olup, kullanma hakkı olanların sömürülmesi işinde kullanılandır.
iş bu hal daha evvel görüldüğü için son gelende bu ticari zihniyet sahipleri ve onların çevresi dışlanıp, faaliyetleri yasaklanmıştır. lakin dinleyen kimdir, elbette hiç kimse.
rakipsiz - insanlığı yönetmenin en kolay yoludur, karşı çıkılmaması için uydurulan savsatalarla anarşik oluşumlar engellenir yine yönetilen insanlık tarafından yüceltilerek yönetim sürdürülür.
